21 Şubat’tan 17 Nisan’a Türkiye Rehberler Bayramı Kutlu Olsun
Değerli meslektaşlarım, sektör paydaşlarımız ve turistik ürün tüketicisi misafirlerimiz,
Bu yıl 17 Nisan’ı, yalnızca takvimdeki bir hatırlama günü olarak değil, mesleğimizin hafıza, saygınlık ve geleceğine sahip çıkmanın güçlü bir vesilesi olarak karşılıyoruz.
Cemiyetimizin 2020’den beri sahiplenerek yaşatmaya çalıştığı 17 Nisan fikrinin, 9 Mart 2025’te TUREB Beşinci Genel Kurulu’nda kabul edilmesiyle “Türkiye Rehberler Bayramı” niteliğine kavuşması, hepimize bir armağan oldu. Bu yönüyle 2026 yılında 17 Nisan’ı ikinci kez bayram olarak kutluyor olmak ve bu fikrin kök saldığını, mesleğin bu tarihi benimsediğini ve ortak bir gelecek inşa etmeye başladığımızı gösteren anlamlı bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Neden 17 Nisan olduğunu kısaca hatırlayarak başlayalım; 17 Nisan iki ayrı damar üzerinden derinleşir. Bir yanda, “rehberlerin piri” olarak anılan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın 17 Nisan 1890’daki doğumu, diğeri yanında ise turist rehberliği mesleğinin (29 Ekim 1890 tarihli 190 sayılı Nizamname ile) kurumsal bir çerçeveye kavuştuğu yıl olması bulunur. Bu sayede umulur ki 17 Nisan yalnızca bir hatıra günü olmaktan çıkar, hem mesleğin ruhunu hem de hukuki ve kurumsal hafızasını temsil eden simgeye dönüşür.
Bizler, 1890 yılındaki düzenleme ile tanımlanmış, Cumhuriyet devrinde gelişen, bugün ise 6326 sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanunu ile çağdaş bir hukuki zeminde varlığını sürdüren köklü bir mesleğin temsilcileriyiz. Mevcut düzenleme mesleğe kabul, eğitim, dil yeterliliği, uygulama gezisi, ruhsatname, çalışma kartı, oda ve birlik yapısı gibi unsurlarla açık biçimde meslek olarak tarif etmektedir. Üniversitelerden geçen, sınavlarla ölçülen, yabancı dil seviyesi belgelendirilen, saha uygulaması ile pekiştirilen bir mesleği hak ederek üstlenmek demektir. Rehberlik bizde sadece rota anlamına gelmez. Temsil (kültürel elçilik), yorumlama, aktarma gibi niteliklerimiz, bizleri uluslararası örnekler arasında bambaşka bir konuma yerleştirmektedir. Tam da yukarıdaki nedenlerden ötürü dünyadaki benzerleri arasında en nitelikli topluluklarından biri olduğumuzu söylemek tecrübemizle sabittir. Bizler sadece rehberlik değil aynı zamanda tur liderliği de yapıyoruz. Onun içindir ki hastalanan ile de ilgileniriz, iki durak sonraki yemeğin sıcak servis edilmesi ile de. Bizde rehber yalnızca anlatan kişi değil ki… İletişim becerisine sahip olması beklenen, tarih, coğrafya, kültür, toplumsal hayat ve dahi doğa hakkında bilgi sahibi, grup yönetebilen, deneyimi anlamlı hâle getirebilen kişidir. Başka bir ifadeyle, vezir de eder, rezil de.
Türkiye’de rehberlik yapmanın ise ayrı bir ağırlığı vardır zira bu ülke, tek renkten oluşmuş bir coğrafya değildir. Burada Akdeniz’in açık ufku, kültür tarihi kadar eski limanlarında yeşeren deniz medeniyetlerinden başlar inanç merkezleri, ticaret yolları, han, hamam, saraylar, tekke, kilise, sinagoglar gibi aynı hikâyenin farklı lehçeleri misali yan yana bu coğrafyanın tercümanlarıyız. Bir gün bir ziyaretçiye Turva’nın dokuz katında saklanan yirmi ara tabakayı anlatırken ertesi gün Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Karadeniz’den Mezopotamya’ya uzanan tarihsel akışların Gordion’da olduğu gibi nasıl düğümlendiğini gösteririz. Bu ülkede rehberlik yapmak bağ ve anlam kurmaktır.
Bugünlerde zor zamanlardan geçiyoruz.
Bir yandan içinden geçtiğimiz çağın ekonomik ve politik hassasiyetleri, öte yandan ilerleyen teknoloji turist rehberliğinin değerini daha da arttırıyor ve bilhassa böylesi dönemlerde ziyaretçiler yalnızca bilgiyi değil güven ve samimiyeti de aslında sadece insanı arıyor.
Rehber, bazen bir şehri ülkeden daha iyi temsil eder; bazen bir ülkenin bütün itibarını tek bir gün içinde taşır. Kimi zaman bir ziyaretçinin yargılarını bir ömürlük değiştirebilir. O hâlde 17 Nisan’ı sevmek, sadece bir tarihi sevmek olmasa gerek. Bunun ötesinde Kendi emeğimizi, birikimimizi, meslek onurumuzu ve bizden sonrakilere bırakacağımız mirası sevmek olsa gerek.
Sevgili meslektaşım,
17 Nisan’ı mesleğimize dair bir anma olmasının ötesinde geleceğe dair düşünce dünyamızın bir parçası olarak görüyoruz. Bugün hep birlikte, 1890’dan bugüne uzanan bu meslek zincirinin yeni bir halkası olduğumuzu yeniden hatırlayalım. Halikarnas Balıkçısı’nın ufkunu, mesleğimizin hukuki köklerini, derin kültür birikimimizi, çok dilliliğimizi, çok tabakalı coğrafyamızı ve ülkemizin güvenli turizm iddiasını aynı çatı altında düşünelim. Türkiye Rehberler Bayramı’nı gelecek kuşaklara devredeceğimiz ortak bir miras hâline getirelim.
17 Nisan Türkiye Rehberler Bayramımız kutlu olsun, mesleğimizin itibarı artsın, dayanışmamız güçlensin ve sesimiz daha gür çıksın.
Balıkçı’nın deyimiyle “Merhaba” 17 Nisan.
TKTC Yönetim Kurulu Başkanı
Hasan Barış Partal


Bir yanıt yazın